Hipofiz bezi beynimizin tabanında, gözlerimizin hemen arkasında yer alan fındık büyüklüğünde küçük bir organ. Ama bu küçüklüğüne aldanmayın – vücudumuzun hormon dengesini yöneten ana merkez burası.
Hipofiz adenomu ise bu küçük bezde oluşan iyi huylu bir tümör. Bu tümörler genellikle yavaş büyür ve çoğu zaman hiç fark edilmez bile. Ama bazen hormon üretimini karıştırarak ya da etrafındaki yapılara baskı yaparak kendini belli eder.
İlginç olan şu: Bu tümörler çok yaygın. MR çekimi olan her 10 kişiden birinde rastlantısal olarak bulunabiliyor. Çoğu hiçbir sorun çıkarmıyor ama bazen vücudun dengesini alt üst edebiliyor.
Hipofiz adenomunun belirtileri tümörün boyutuna ve hangi hormonları etkilediğine bağlı olarak değişiyor.
Küçük tümörler genellikle sessizce duruyor. Ama büyümeye başladığında göz sinirlerine baskı yapabiliyor. Bu durumda görme alanında daralma, çift görme veya ani görme kaybı ortaya çıkabiliyor.
Hormon etkisi ise başka bir hikaye. Tümör fazla prolaktin üretirse kadınlarda adet bozuklukları, göğüsten süt gelmesi, erkeklerde ise cinsel isteksizlik görülebiliyor.
Büyüme hormonu fazlalığında eller, ayaklar büyüyor, yüz kalınlaşıyor – bu duruma akromegali deniyor. Kortizol hormonu fazlalığında ise kilo alımı, tansiyon yükselmesi, ciltte morarma gibi belirtiler ortaya çıkıyor.
Bu belirtiler yavaş yavaş geliştiği için çoğu zaman “normalmiş” gibi görünebiliyor. Ama dikkatli bakıldığında fark edilebiliyor.
Hipofiz adenomu şüphesi oluştuğunda iki yönlü inceleme yapılıyor: Hormon seviyelerine ve görüntülemeye bakılıyor.
Kan ve idrar testleriyle hangi hormonların fazla ya da az üretildiği belirleniyor. Bu testler tümörün hangi tip olduğunu anlamamızı sağlıyor.
En önemli araç ise beyin MR’ı. MR sayesinde tümörün boyutu, yeri ve çevre dokulara etkisi net şekilde görülebiliyor. Eğer görme şikayetleri varsa göz muayenesi de yapılıyor.
Bu bilgiler bir araya geldiğinde hangi tedavinin en uygun olacağına karar veriliyor.
Hipofiz adenomu tedavisi tamamen kişiye özel planlanıyor. Her tümör aynı yaklaşımı gerektirmiyor.
Küçük ve sessiz tümörler için çoğu zaman sadece takip yeterli oluyor. Düzenli kontroller yapılıyor, büyüme var mı diye bakılıyor.
Hormon üreten veya baskı yapan tümörler için ise tedavi şart. İlk tercih genellikle ilaç tedavisi – özellikle prolaktin salgılayan adenomlarda oldukça başarılı oluyor.
İlaçların yeterli olmadığı durumlarda cerrahi devreye giriyor. Modern tekniklerle burun içinden endoskopik yöntemle tümör çıkarılabiliyor. Bu ameliyatlar eskiye göre çok daha konforlu.
Bazen ameliyat sonrası radyoterapi de gerekebiliyor, özellikle tümörün bir kısmı kalmışsa.
Hipofiz adenomlarının tam nedeni bilinmiyor ama bazı ipuçları var. Genetik faktörler önemli rol oynuyor – ailede bu tür tümörler varsa risk biraz daha yüksek.
Genellikle 30-50 yaş arasında tanı konuyor ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha sık görülüyor. Ama belli bir yaşam tarzı ya da çevresel faktörle direkt bağlantısı kurulmuş değil.
Çoğu insan tümörün varlığından yıllarca habersiz yaşayabiliyor. Bu da erken belirtileri fark etmenin önemini gösteriyor.
Hipofiz adenomlarından tamamen korunmak mümkün değil ama erken fark etmek büyük avantaj sağlıyor.
Özellikle şu durumları hafife almamak gerekiyor: Görme bozuklukları, adet düzensizlikleri, ani kilo değişimleri, el-ayaklarda büyüme, açıklanamayan baş ağrıları.
Bu belirtiler tek başına başka hastalıkları da işaret edebiliyor ama bir arada görüldüğünde mutlaka uzmana danışmak önemli.
Erken tanı sayesinde hem hormon dengesi korunabiliyor hem de daha az invaziv tedavi yöntemleriyle başarı elde edilebiliyor. Vücudunuzu dinlemek ve değişiklikleri fark etmek en değerli koruma yöntemi.